SİNOP İLİNE AİT GENEL BİLGİLER

İlçe Sayısı

Bld. Sayısı

Köy Sayısı

Yüzölçümü

Nüfus

8
11
469
5.862    km²
201.311

Sinop Anadolu'nun en kuzeyinde, Boztepe Yarımadası'nın kıstağında kurulmuş bir şehirdir. İki doğal limana sahip olması ona, tarih boyunca deniz ticaretinde önemli bir ayrıcalık sağlamıştır. Bu durum, Prehistorik çağlardan itibaren topraklarında değişik kültürlerin yerleşip iz bırakmasına vesile olmuştur. Son yıllardaki araştırmalar şehrin tarih öncesini önemli ölçüde aydınlatmıştır.

1990' lı yılların ortasından itibaren Amerikalı bir ekip tarafından yürütülen yüzey araştırmalarında, İnceburun mevkiinde kesici taş aletleri ilk belirlemelerine göre Sinop ve çevresindeki ilk yerleşim izlerini üst Paleotilik çağa (M.Ö 60000-8000)kadar taşımaktadır.

Yine Amerikalı ekip tarafından Sualtında yürütülen Arkeolojik çalışmalarda Sinop açıklarında yaklaşık 100m. derinlikte M.Ö 7000 yıllarına ait yerleşim izine rastlanmıştır. Müze Müdürlüğü' nün 1987-1990 yılları arasında yapmış olduğu yüzey araştırması Sinop'un tarih öncesi bilinmeyen yönlerini önemli ölçüde aydınlatmıştır. Bu araştırma sırasında aşağı-yukarı tamamı Prehistorik Çağa ait 45 adet yerleşim (höyük) tespit edilmiştir. Araştırma sırasında tespit edilen yerleşimler en erken Kalkolitik Çağa (M.Ö.5500-3000) tarihlenmektedir. Kalkolitik Çağa ait önemli yerleşimler, ÇİMBEKTEPE (Lala Tavukçuoğlu köyü) , İLYA YERİ (Lala Altınoğlu) , ÇİMDİLLİ TEPE (Dizdaroğlu Köyü) , KABALI HÖYÜK (Bıyıklı Köyü) , KADI MEZARI (Gerze-Hıdırlı Köyü) ' dır.

Yapılan araştırma , Sinop yöresinde ilk Tunç Çağda (M.Ö. 3000-2500) yoğun bir iskan olduğuna işaret etmektedir. Sahildeki yerleşimler ilk Tunç Çağı sonunda büyük bir yangınla terk edilmiştir. Sadece Gerze Köşk Höyük , Tıngıroğlu Höyük , Emiryayla Maltepe , Yaykın Karakumrutepe ve Sarımsak Maltepe Höyük ' te , Orta Tunç Çağda ' da ( M.Ö. 2500-2000 ) iskanın devam ettiği görülmektedir. Bölge için Tunç Çağı sonrası uzun bir dönem karanlık kalmaktadır. Sinop şehir merkezinde iki ayrı yerde M.Ö. 3000 yerleşimine rastlanılmıştır. Bugüne kadar yapılan kazı ve araştırmalarda sahil kesiminde ( Gerze Köşk Höyük hariç ) Hitit dönemini belgeleyecek bir buluntuya rastlanmamıştır. İç kesim dağlık bölgedeki yerleşimlerde kısmen rastlanabilmektedir. Hitit metinlerinde adı geçen Kaşgaların Sinop ' la ilgilerini gösteren Arkeolojik bir buluntuya da henüz rastlanmış değildir. M.Ö. 18 yy ile M.Ö. 8 yy arası bölge için karanlık bir dönemdir. Bu dönemi aydınlatacak Arkeolojik belgeler henüz bulunamamıştır

Eusebios Sinop ' un biri M.Ö. 756 , diğeri de M.Ö. 630 yıllarında olmak üzere iki safhalı kolonize edildiğinden bahseder. M.Ö. 756 yıllarındaki kolonizasyonu Arkeolojik belgelerle desteklenememesi , bu kolonizasyonu bir nevi öncüler tarafından yapılan keşif amaçlı ziyaret yada yerleşimler olmasını akla getirmektedir. Bununla birlikte Sinop ve bu tür Pontus ' ta gerçek anlamda kolonizasyon hareketinin M.Ö. 630 lar da başlamış olduğu ele geçen Arkeolojik malzeme ile kesinlik kazanmış durumdadır. Sinop ' un da M.Ö.630-610 yılları arasında Miletli kolonistlerce , bir koloni şehri olarak kurulduğunu Arkeolojik belgelerle tespit etmek mümkündür. Genellikle bir fıçı içinde yaşayan ve Kinizm felsefesi okulunu kuran Sinop'lu Diogenes, M.Ö. 413-327 yılları arasında yaşamıştır. "Gölge etme başka ihsan istemem" sözü ona aittir.

TÜRK İDARESİ DÖNEMİ:Sinop, Türkler tarafından 3 Ekim 1214 tarihinde Selçuklu hükümdarı I. İzzeddin Keykâvus eliyle fethedildi. Kaleyi, halkın canına ve malına dokunmamak şartıyla teslim alan Selçuklu Sultanı Şehri gezdi ve baştanbaşa imar etmeyi yıkılan Kaleyi tamir ve şehri daha emin bir şekilde korumak için bir iç kalenin yaptırılmasını emretti.Daha sonra bir müddet Bizans İdaresine geçen şehir son defa olarak Selçuklu Veziri Süleyman Pervane tarafından 1262 yılında Türk idaresine katıldı. Süleyman Pervane kendi adıyla anılan bugünkü medreseyi, bu fethin bir hatırası olarak yapmıştır.

Sinop bu tarihten itibaren, Müinüddin Süleyman Pervane'nin idaresine girmiştir. 1322 yilina kadar Pervaneoğullari idaresi altında kalan Sinop, bu tarihten sonra Candaroğullari hakimiyetine girmiştir. Candaroğulları ailesi ilme ve İlim adamlarına çok değer vermişler ve birçok eser yazdırmak suretiyle o zamanki Türk Kültürünün yükselmesine hizmet etmişlerdir. 14. yy. sonları ve 15. yy. ilk yarısında Kastamonu ve Sinop sarayları birçok ilim adamı, şair ve Sanatkârı etrafında toplayarak himâye eden birer merkez olmuştur. Candaroğulları hükümdarı Celaleddin Beyazıt'ın ölümünden sonra yerine oğlu İsfendiyar Bey geçmiş (1385) ve bu tarihten sonra da Beyliğin adı "İsfendiyaroğulları" olarak anılmaya başlanmıştır. Şehir bu beylikler döneminde çok imar görmüş ve Camii, medrese, kütüphane imaret, köprü, han ve hamamlar yaptırılmıştır. Tersanelerinde 900 ton ila 1000 tonluk gibi zamanının en büyük gemileri yapılmaya başlandı. Sinop darphanelerinde ise çok güzel işçilikte paralar darp edildi.

Fatih Sultan Mehmet'in 1461'de Trabzon üzerine yaptığı sefer senasında, İsmail Bey'in bağlılığını bildirmesi üzerine Sinop, Osmanlı hakimiyeti altına girmiştir. Osmanlı döneminde de Sinop, bir liman şehri olarak kullanıldı. Tersane de işlevini devam ettirdi. 17. ve 18 Y.yıllarda küçülen şehirde, 19. Y.Y.da Osmanlı Rus savaşları sırasında Karadeniz önem kazanınca bir canlanma gözlendi. Paşa ve Korucuk Tabyaları bu dönemde yapıldı. 1853 Rus baskınında şehir topa tutularak yakıldı ve bu tarihten sonra kale içine çekildi.  MİLLİ MÜCADELE VE CUMHURİYET DÖNEMİ
I. Dünya Savaşından sonra Ülkemizin dört tarafından işgali ve azınlıkların zararlı çalışmalarından Sinop'da nasibini almıştır. Bağımsız bir Rum Pontus Devleti kurmaya amaçlayan ayrılıkçı çeteler, zaman zaman Sinop yörelerine de sarkıyordu. Üçüncü Ordu Müfettişliğine ve Milli Mücadeleyi başlatma görevine atanan M. Kemal, 18 Mayıs 1919 günü Sinop Limanı'na uğramış, Sinop Askerlik Şubesi Başkanı'nı gemiye çağırıp gerekli emirleri vermiş ve kara yolunun uygun olmadığını öğrenip, hiç gemiden inmeden, Samsun'a hareket etmiştir.

Eylül 1919'da şehirdeki küçük Ingiliz birliği, Sinop Mutasarrıfı Mazhar Tevfik Bey'i tutuklamak ve hükümet konağına Ingiliz Bayrağı asmak istemişse de, halkın sert tepkisi üzerine bundan vazgeçmek zorunda kalmışlardır. Sinop ve yöresindeki Milli Cemiyetler'in (Müdafaa-i Hukuk) teşkilatlanması Mazhar Tevfik Bey'in gayretiyle hızla gelişti. Sivas Kongresinde alınan karar gereğince, Sinop ve nahiyelerinde Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin birçok şubesi açıldı, son Osmanlı Meclis-i Mebusan'ında Sinop'u Rıza Nur Bey ve Miralay Zeki Bey temsil etmişlerdir. Sinop İstiklâl Savaşı'na da bütün gücüyle katılmıştır. Sinop Sancağı'nın Ayancık-Boyabat ve Merkez İlçeleri İstiklâl Harbi'nde en çok şehit veren bölgelerden kabul edilir. 23 Nisan 1920'de toplanan ilk TBMM'ne Sinop adına Şerif (ARKAN) Bey, Abdullah (KARABİNA) Bey, Hakkı Hami (ULUKAN) Bey, Rıza Namık (URAS) Bey, Şevket (PEKER) Bey ve Rıza Nur Bey milletvekili olarak görev yapmışlardır. Meclisin ilk başkanlığını da en yaşlı üye sıfatıyla Sinop Mebusu Şerif Bey yürütmüştür.

Cumhuriyet'in ilanından sonra yapılan yeni idari düzenlemede sancakların kaldırılmasıyla, daha önce Kastamonu'ya bağlı Sancak olan Sinop vilayet haline gelmiştir. Şehir yeterli derecede olmasa da Cumhuriyet döneminde de bir gelişme göstermiştir. Cumhuriyet dönemi Sinop tarihinin en önemli olaylarından biri de Cumhurbaşkanı M. Kemal ATATÜRK'ün 15 Eylül 1928'de şehre gelmeleri ve harf inkılâbıyla ilgili ilk işareti ve dersi burada vermeleridir.

Alâaddin Camii:1214'te Selçuklu sultanı İzzeddin Keykavus-I tarafından yapımı başlatılan cami, Selçuklu veziri Müiniddin Süleyman Pervane tarafından 1267'de tamamlatılmıştır. 1385'te Candaroğlu Beyazıd tarafından büyütülen camiinin planı Güneydoğu Anadolu camilerininkilere benzer. Enine düzenlenen ibadet yeri ve beş kubbeden oluşan caminin bahçesinde, bir şadırvan ve İsfendiyaroğullarına ait bir türbe yer alır.
Selçuklular zamanında Alâüddin Keykubat tarafından şehrin zaptından sonra yaptırılmıştır. ami enine bir plan göstermektedir. Etrafı yüksek duvarlar ile çevrilmiş ve ortasında şadırvan bulunmaktadır. Uzunluğu 66 metre ve genişliği 22 metredir. Ortada bir büyük ve yanlarda ise birer küçük kubbesi vardır. Candaroğulları zamanında (1322-1461) İsmail Bey tarafından onarılmış. Sanat tarihinde yer alan emsalsiz mermer minber ilavesi ile kuzey doğu avlu duvarı kenarında tek kubbeli türbesi inşa edilmiştir. Türbede Candaroğullarına ait sandukalar Selçuk sanatının en güzel yazı ve tezyinatıyla süslenmiştir. Bir sanat şaheseri olup som mermerden yapılmış olan Caminin minberi 1850 yılında kubbenin çökmesi ile yıkılmıştır ve parçaları İstanbul çinili köşke götürülmüştür. Mutasarrıf Ömer Tufan Paşa tarafından aynı yıl onarılmıştır. (Alâaddin Camii bahçesindeki levhadan)

Evliya Çelebi Seyahatnamesinde Alâaddin Camii: "Sultan Alâaddin Camisi kurşun kubbeli, bir minareli camidir. Uzunluğu 100 adımdır. Güzel bir bahçesi vardır ki örneği hiçbir yerde yoktur. Mihrabı ve müezzin mahfili sanatkâranedir. Caminin minberi de o kadar sanatkâranedir ki övmede Melekler bile acizdir."

  Süleymaniye (Meydankapı) Camii:Meydankapı Camii; Sakarya caddesi üzerinde bulunan bu caminin ilk yapılış tarihi belli  değilsede Şeyh Ömer Efendi adında bir zat tarafından yaptırıldığı vakıf kaynaklarından  öğrenilmektedir. Caminin ahşap minaresi Sinop minarelerinin en orjinalidir. 
 Kefevî Camii Kefevî Camiinin Şeyh Mahmud Kefevî tarafından Hicri 983-989 tarihleri arasında yaptırıldığı araştırmacı Bayram Ali Pekmezci'nin Şeyh Mahmud Kefevi ile ilgili derlediği kitapta bildirilmektedir.

Seyyid Bilâl Câmii; Cezâyirli Ali Paşa tarafından 1867'de yaptırılmıştır. Cezâyirli Ali Paşa Câmii de denir. Sultan Abdülhamîd Han tarafından 1896'da tâmir ettirilmiştir.

Seyyid Bilâl Hazreti Hüseyin'in torunudur:İstanbul, M.S. 675'te Ömer bin Abdülaziz tarafından kuşatıldığında Seyyid Bilâl hazretleri bu kuşatmadaki gazilere yardım etmek amacıyla Orta Asyadan gönüllü Türk savaşçıları sağlamıştır. Kardeşi Seyyid Ali Ekber Hazretleri de bu savaşçıların arasına katılmıştır. Bu gönüllü savaşçılar birliğiyle Karadeniz kıyısından İstanbul'a hareket etmiştir. Hareketi sırasında kötü hava koşulları nedeniyle Sinop limanına girmek zorunda kalmıştır. O günün şartlarına göre vergisini ödemiştir. Sinop'ta geçici olarak kalacaktır. Bugünkü Alâaddin camii'nin bulunduğu yerde yorgun ve hasta askerleriyle konaklayarak dinlenmeye çekilmiştir.

Ancak Sinop Tekfuru ve askerleri onları gözleyerek izlemiş ve durumlarından kuşkulanmıştır. Bu kuşku üzerine Tekfur ve askerleri bir gece baskını düzenlemişlerdir. Üstün askerlik yeteneğine sahip Türk gönüllü savaşçıları bu baskına karşı koymuşlardır. Çıkan bu çatışmada sayılarının az, yorgun ve hasta olmaları gibi nedenlerle çoğu şehid olmuştur.
Çevresi Tekfur ve Tekfurun askerleriyle sarılan Seyyid Bilâl Hazretleri düşmanı yararak birliğiyle beraber bu baskından sıyrılmak istemiştir. Bu sırada hükümet konağının bulunduğu semtte, Meydan kapısından şehri terk etmek üzere çarpışırken çatışmanın en şiddetli anında Tekfurun bir kılıç darbesiyle başı düşmüştür. Ve hemen düşen başını koltuğuna alarak şu anda bulunduğumuz yere kadar gelmiş-tir. Olay o anda orada bulunanlar tarafından hayretle izlenmiştir.

İnanılması güç, gerçek dışı görünen bu olay karşısında dini inancı olan ahali ve Tekfur, bu durumdan ürkerek şaşırmış ve korkmuştur. Tekfur hemen çatışmayı durdurmuş ve böyle ulu bir kimseyi öldürdüğü için ahali ve uyruklarının gözünde saygınlığını yitireceğini anlayarak yaralı Müslüman savaşçılara iyi davranmış ve şehitlerin İslâm gelenek ve göreneklerine göre gömülmesine izin vermiştir. Seyyid İbrahim Bilâl Hazretlerinin kardeşi Seyyid Ali Ekber Hazretleri de şehitler arasında idi.

Tekfur, neden olduğu bu acıklı olaydan son derece pişman olmuş ve "ben bir ermiş kişiyi öldürdüm. Allah'ın beni affetmesi için Seyyid Bilâl Hazretlerinin üzerine bir çatı örtülsün ve onu görmeye gelenler beni çiğneyerek geçsin, belki o zaman affolurum" demiş ve öyle de yapılmıştır. Ölümünden sonra Tekfur türbenin kapısının eşiğine gömülmüştür.

Bu olaydan 539 yıl sonra M.S. 1214 yılında Sinop kesin olarak Türklerin yönetimine geçtiğinde türbe Selçuk mimarisine göre yeniden yapılmış. Fakat kapısının önü değiştirilerek şimdiki yerine alınmıştır. Seyyid Bilâl Hazretlerinin askerleriyle konakladığı yere ise Selçuk Türkleri Alâaddin Câmiini yapmışlardır. Seyyid Bilâl Hazretlerinin kardeşi Seyyid Ali Ekber Hazretleri ise orada caminin yanındaki yeşil türbede gömülüdür.

Saray Câmii; Tersane Çarşısının arkasındaki sokakta bulunan cami, kesme taştan yapılmıştır. Tek kubbelidir. Cami 1374 yılında Candaroğullarından Celâleddîn Bâyezîd Bey'in zamanında yapılmıştır. Kare plânlı, tek kubbeli bir câmidir. Bu çağa ait işlemeli güzel bir mihrabı ile kitabesi vardır.

Kaleyazısı Mehmet ağa Camii:
Yapılış tarihi 1062 Hicri yılı Merkez Kaleyazısı Mahallesi Sakarya Caddesi girişinde bulunan ve 1062 yılında inşa dilmiş olan tarihi Kaleyazısı Camiinin taş minaresi yıkılma tehlikesi arzettiğinden 2003 yılında yeniden onarıldı.

İl Müftülüğünün ve Sinop Merkez Camilerini Koruma ve Yaşatma Derneği'nin girişimleri sonucu minare için Samsun Vakıflar Bölge Müdürlüğü'ne gelen 20 milyar lira ödenek Sinop'a aktarılarak restorasyon çalışmalarına başlanmış, Vakıflarca yürütülen plan ve projeden sonra , Bayburt'lu Ömer Usta ve ekibinin Kayseri'den getirttiği kesme taşlar ile onarılarak minare tekrar hizmete açılmıştır.

Fetih Baba Mescidi:Fetih Baba Mescidi Candaroğulları derinde 1353 yılında İsmail bin Uslu Bey tarafından yaptırılmıştır. Mescid günümüzde ibadete açık değildir.
Sinop Öğretmenevi binası: Sinop Öğretmenevi binası Sinop merkez, Kefevi Mahallesi Okullar Caddesi üzerinde bulunan tapunun 10 pafta, 228 ada 3 parseline kayıtlı, sivil mimarlık örneği olarak tescil edilen; 19. yüzyılın sonlarında yapılan binanın yerleşim alanı 597(Bahçe dahil 1194 Metre kare) metre karedir.

Bina, 1299 (M.1883) tarihinde II.Abdülhamid (1876-1909) döneminde Vali Nardeli Veysel Paşa zamanında Mekteb-i idadi (Lise ) olarak yapımına başlanmış olup yine aynı hükümdar döneminde Vali Ömer Şefki Paşa zamanında yapımı tamamlanarak, H.1315(M.1899) yılında hizmete açılmıştır. Ön cephesinde Kitabe-i Mekteb-i idadi 1315 yazılıdır. Açılışından sonra Ortaokul (Rüştiye ) Ortaokul -Lise (Rüştiye -idadi ) ve Necati Bey Köy Yatılı Okulu olarak kısa dönem öğretime devam etmiş, daha sonra Ortaokul -Lise olarak 1972 yılına kadar hizmetini sürdürmüştür.

Yapı Doğu Batı konumlu, dikdörtgen planlı, zeminle birlikte iki katlı, dış duvarları kesme taştan, iç bölümleri kagir, çatı ahşap olarak yapılmıştır. Dış mimari olarak oldukça sağlam biçimde günümüze kadar gelmiştir. Atatürk'ün Harf İnkılabı'nı benimsetmek amacıyla çıktığı yurt gezisinde, bahçesinde halka ders verdiği bina bu binadır. 15 Eylül 1928 deki bu olay binaya ayrı bir önem kazandırmıştır.

1972 yılında fazla onarım gerektiğinden bina boşaltılmıştır. Zamanın Valisi Sayın Muzaffer YÜZGEÇ tarafından Atatürk'ün doğumunun 100. yılı nedeniyle Öğretmenevi olarak tahsisi için yaptığı müracaat üzerine Milli Eğitim Bakanlığı'nın 15.11.1983 Tarih ve 702 (57)-Büt.Yat.Şb-7889-83/57830 sayılı yazısı ile binanın Öğretmenevi olarak kullanılmasına ve tahsisine izin verilmiştir. 28.747.185 TL tutarında tefriş masrafı yapıldıktan ve restoresi tamamlandıktan sonra 02 Nisan 1983 tarihinde zamanın Başbakanı Bülent ULUSU ile Milli Eğitim Bakanı Hasan SAĞLAM tarafından 02 Nisan 1983 tarihinde Sinop Öğretmenevi olarak hizmete açılmıştır.

Sinop Cezaevi - Sinop Tersanesi: Sinop İli, Merkez, Kaleyazısı Mahallesi, Cumhuriyet Sokağıında hazineye ait 1 pafta, 59 ada, 54 parsel no. lu ve 10247.74 m2. Yüzölçümlü tarihi Bölge Kapalı Cezaevi ve Çocuk Islahevi, Sinop kalesinin güney batı ucunda kalan iç kale içinde yer almaktadır. Cezaevi 06 Aralık 1997 tarihinde boşaltılmış ve 02 Ağustos 1999 tarihinde Kültür Bakanlığı'na tahsis edilmiştir.

Sinop Kaleleri ilk defa M.Ö. 2000'de yaşayan yerli kavim Gaşkalılar zamanında kurulmuş, Grek, Pontus, Roma, Bizans, Selçuklular ve Osmanlılar devrinde büyütülerek onarılmıştır. Iç Kale adi verilen hapishanenin bulunduğu alan ise 03 Ekim 1214 yılında Sinop'u zapteden Selçuklu Sultani Izzeddin Keykavus tarafindan, ana kalenin kuzeyden güneye inen dik bir surla kesilmesi ile meydana getirilmiştir. Enine ikinci bir duvar ile iki bölüme ayrılan iç kalenin güneyde kalan kısmı 9500 m2.'lik alanı kapsamaktadır. Sinop Hapishanesi bu alanda kurulmuştur. Surlar ve kalenin yapım şekli buranın hapishane zindan olarak kullanıldığına ilişkin kanıtlar veriyor.

Hapishaneyi çevreleyen iç kale 11 adet burç ile desteklenmiştir. Burçların yükseldiği denize hakim güney beden 22 metre ve surların yüksekliği 18 metredir. 3 metre kalınlığında olan surların üzerinde iç kaleyi bir uçtan bir uca kadar gezebilme imkanı veren yollar muhafizların gezi yolu olarak kullanılmıştır.

Üzerlerinde değerli tarihi bilgiler bulunan kitabeleri ile bu gün sapa sağlam ayakta duran ve eski zindan özelliğini yitirmeyen ve bazıları kullanılabilir durumda olan Burçlar bu hali ile görülmesi gerekli kültür varlıklarımızdandır. İç kaleyi oluşturan beden ve burçların yapımında Antik devir mimarisine ışık tutacak bol miktarda mimari parçalar kullanılmıştır. Duvar Selçuk Kitabelerinin yanında, bünyesinde taşıdığı mimari parçalar ile de bir açık hava müzesi görünümündedir.

Arkaik devrin, mabetlerinde görülen metop parçaları klasik devirden arşitrav parçaları, iyonik sütun başlıkları, sütun kaideleri duvarlara adeta teşhir edilmek üzere konulmuş parçalar gibidir. Selçuklular zamanında tersane olarak kullanılan iç kale Osmanlılar zamanında da kullanılmış, zamanın en mükemmel harp gemileri yapılmıştır. Kültür Bakanlığına devri yapılan tarihi cezaevinin; Sosyal Etkinlikler Alanı, Galeriler, Konferans Salonu, Tanıtım Salonu, Satış Reyonu, Kafeterya gibi fonksiyonlar kazandırılarak "Kültür Kompleksi" halinde halkın hizmetine sunulması düşünülmektedi

Mustafa Başbayraktar©2013