ŞANLIURFA İLİNE AİT GENEL BİLGİLER

İlçe Sayısı

Bld. Sayısı

Köy Sayısı

Yüzölçümü

Nüfus

10
26
1.087
18.584   km²
1.762.075

Kuzey, batı ve güneyinde Fırat Nehri, doğusunda ise yine Fırat’ın kollarından olan Habur irmağı ile sınırlandırılmıştır. Doğusunda Mardin, batısında Gaziantep, kuzeybatısında Adıyaman ve kuzeyinde de Diyarbakır ile çevrilidir.

Güneyinde ise 1921’deki Ankara Antlaşması ile çizilen 223 km’lik Suriye sınırı bulunur. Urfa, eski çağlardan beri doğu ile batının buluşma noktalarının en hareketlisi ve en önemlisi olmuştur.

Doğu ile batı dünyasını kültür ve ticaret bakımından birbirine bağlayan eski ve önemli yollar sisteminin bir düğüm noktası oluşu, bütün bu bölgede çok eskiden beri parlak bir medeniyet seviyesine ulaşmış kentlerin kurulmasını hazırlamıştır.

Harran, Urfa, Suruç, Birecik, Samsat ve Rakka gibi, ne zaman kuruldukları bilinmeyen kentleriyle dünya medeniyetinin en eski ve büyük merkezlerden birini oluşturan bölgemizin eski çağlardaki ticari ve askeri ulaşımını sağlayan yollar: Güneydoğudan kuzeybatıya doğru, Zagros Dağları'nın eteklerini izleyerek, Dicle boyunca uzanan ve Yeni Assur döneminde Kral Yolu adını taşıyan ana yol; Güney Mezopotamya’dan Dicle’yi izleyerek gelip, Musul yoluyla Sincar’a, Nisibis’e (Nusaybin) ve Râ’s el-Ayn üzerinden Harran ovasına, buradan da Fırat’ı Karkamış’ta aşarak kuzeybatı ve güneybatıya ayrılmaktaydı İçinde Kalhu, Ninova ve Dur şarrikun gibi ünlü başkentlerin bulunuşu nedeniyle Assur Üçgeni denen ve yöreden geçen bu birinci ana yolun dışında;

Mezopotamya’nın diğer önemli yolu Fırat vadisini izleyerek Babil’e ulaşan yoldur. Güney Mezopotamya’ya gitmek için, ilkinden daha kısa olan bu yol; Babil, Hit, Ana ve Rakka’ya ulaştıktan sonra,Belih suyunu izleyerek Harran ovasına gelir. Burası çeşitli yönlere ayrılan yolların birleştiği bir yerdir.

Bu yollardan biri de kuzeydoğuya gider. Diyarbakır-Bitlis hattını izleyen bu yol, Güneydoğu Toroslar’ı Bitlis Geçidi üzerinden atlayarak Van Gölü yöresine kadar uzanır. Kuzeye giden yol ise, muhtemelen Assur Koloni Çağı’nın geç döneminde de kullanılmış gibi görünen ve Ergani-Maden Geçidi aracılığıyla Elazığ ve Malatya bölgelerine ulaşan karayolu sistemidir.

Harran’dan kuzeybatıya giden yol, Yeni Assur kralları tarafından kullanılmış, Fırat’ı Zeugma (Birecik) ya da daha kuzeydeki Samosata’da (Samsat) aşarak Que (Kilikia), Tabal ve son olarak Orta Anadolu’ya uzanmaktaydı. Harran’dan güneye giden bir diğer yol ise; Rakka üzerinden, bir taraftan Halep, diğer taraftan Palmira (Tedmur) yoluyla şam’a ve oradan da Tyr yanında Akdeniz’e ulaşıyordu.

Birinci Dünya savaşından sonra 7 Mart 1918 İngilizler Urfa`yı işgal etti.Bir süre sonra yerlerini Fransız kuvetlerine bıraktılar.10 Ağustos 1920 ìmzalanan Sevr Anlaşması`na göre Urfa Fransa`nın yönetimi aldına giren Suriye`ye verildi.Fakat bu karar uygulanmadan Urfa`lılar 9 Şubat 1920`de Fransızlara karşı ayaklandılar.

Fransızlar önceleri Türkiye`den kaçmak zorunda kalan Ermenileri yanlarında getirderek onlara soygunlar cinayetler işleterek yerli halkın bölgeden kaçmalarını sağlamaya çalışıyorlardı.Mustafa Kemal, dağınık vur kaç taktiki ile çalışan çeteleri bir birlik aldına toplamak için Ali Saip Ursavaşı Jandarma komutanı olarak Viranşehir`e gönderdi.

Ali Saip Milli Aşireti reisi İbrahim Paşa`nın desteğini de alarak bölgede büyük bir milis kurmayı başardı.Bölgede ki tüm aşiretlerin katıldığı bu milis örgütü Fransızlar için tehlike olmaya başladı.1920 yılının başlarında Fransız kumutanlığına bir ultimatom verdiler ve belirli bir tarih içinde bölgeyi terk etmeleri istendi.İstekleri yerine getirlmeyince 9 Şubat 1920`de Viranşehir`den Milli Aşireti,Suruç`tan Anze aşireti aynı anda Urfa`ya dogru hareket ettiler.

Yapılan kanlı çarpışmalar sonucu Fransızlar 10 Nisan 1920 de Urfa`dan kaçmaya başladılar.11 Nisan 1920`de Urfa Düşmanlardan tamamen temizlendi. 21 Ekim 1921`de Fransızlarla imzalanan Ankara Anlaşmasıyla Urfa anavatan topraklarına kaldı. Arkeolojik kazılardan elde edilen buluntulardan Urfa bölgesinin tarihi Yontmataş Devrine kadar uzadığı tespit edilmiştir.

Tarih boyunca çeşidli uygarlıklara sahne olan Urfa`ya Araplar Urhai ve El-Ruha,Selevkoslar Edessa adını vermişlerdir. M.Ö II. yıllarında Hitit tabletlerinde Ursu, Asur tabletlerinde Ruhua olarak geçen bölge Türklerin burayı elegeçirmeyle Urfa biçimine dönüştürülmüştür.

Urfa Halkının Kurtuluş Savaşında göster diği kahramanlıklar göz önüne alınarak 1984 yılında ilin adı Şanlıurfa olarak değiştirilmiştir.

Mustafa Başbayraktar©2013