Nüfus: 22.521
ŞEBİNKARAHİSAR - GİRESUN
İLÇELER

..Doğu Karadeniz Bölgesi'nde, Giresun İli'ne bağlı bir ilçe olan Şebinkarahisar, kuzeyde Dereli, kuzeydoğuda Yağlıdere ve Alucra, doğuda yine Alucra, güneydoğuda Çamoluk ve Sivas'ın ilçelerinden Güneydoğuda Akıncılar, güneyde Suşehri, batıda Koyulhisar ile kuzeybatıda Ordu'nun Mesudiye ilçesi ile çevrilidir. Giresun Dağları'nın güney eteklerinde, Avutmuş Çayı vadisinin kuzey yamaçlarında kurulmuştur. İlçe topraklarını Giresun Dağları ile Çoruh-Kelkit Dağları engebelendirmektedir. Bu dağların en yüksek bölümünü oluşturan Karagöl Dağı'nın güney yamaçları da ilçe toprakları içerisindedir. İlçe topraklarının en yüksek noktası Giresun Dağlarının orta kesimindeki Erimeztepe'dir (2.701). Ormanlarla kaplı olan Giresun Dağlarının yüksek kesimlerinde yaylalar bulunmaktadır. İlçe topraklarının büyük bir bölümünü Kelkit Nehri sulamaktadır. Ayrıca ilçe sınırları içerisinde Avutmuş deresi, Yağlıdere sulamaktadır. İlçe sınırları içerisinde çok sayıda göl bulunmakla beraber, bunlar küçük göllerdir. Yöredeki en önemli göl 31 km2'si ilçe sınırları içerisinde kalan Kılıçkaya Baraj Gölü'dür. Ayrıca akarsular ve göller gibi önemli bir hidrografik unsur olan kaynaklar da, yörede çok sayıda bulunmaktadır. Deniz seviyesinden 1.350 m. yüksekliktedir. İl merkezine 108 km. uzaklıktaki ilçenin yüzölçümü 1.394 km2

Şebinkarahisar'da, yarı kurak İç Anadolu İklimi ile nemli Karadeniz İklimi arasında sıcaklık ve karasallık karakterleri açısından İç Bölgeye, buharlaşma, nem ve yağış şartları açısından Karadeniz İklimine yakınlaşan bir geçiş iklimi yaşanmaktadır. Yıllık ortalama sıcaklık 8,9 santigrat derece ve ortalama yağış miktarı 572.2 milimetredir.

İlçe ekonomisi tarım, hayvancılığa dayalıdır. Yetiştirilen başlıca ürünler; buğday, arpa, fiğ, nohut, patates, fasulye, yeşil mercimek, domates, biber, salatalık, lahana, pırasa, soğan, ıspanak, nane, kavun, karpuz, sarımsak, havuç, maydanoz, kabak, marul, bamya patlıcan, patatestir. Ayrıca dut meyvesinden pekmez ve pestil üretilmektedir. Hayvancılıkta yaylalarda sığır, koyun besiciliği yapılır, arıcılık ve tavukçuluk da oldukça yaygındır. İlçe topraklarında alümit, bakır, kurşun, çinko, flüorid ve uranyum içeren maden yatakları bulunmaktadır.

İlk Çağlarda Kaşkaların yaşadığı topraklara Hititler, Frigyalılar, Kimmerler, Medler ve Persler hakim olmuşlardır. Ancak kentin MÖ.I.yüzyılda Romalılar tarafından kurulduğu sanılmaktadır. XI.yüzyılda Bizans'ın Sebasteia Theması'nın sınırları içerisinde bulunuyordu. İstanbul'un Latin istilası sırasında Trabzon'a gelen Komnenosların kurduğu Trabzon Pontus İmparatorluğu'nun egemenliğine girmiştir.

Malazgirt Savaşı'ndan (1071) sonra Türkmen boylarından Peçenekler ve Koman Türkleri buraya yerleşmiştir. Anadolu Selçukluları, Mengücekoğulları, Eretna Beyliği, Kadı Burhaneddin Devleti, Karakoyunlular ve Akkoyunlular yöreye hakim olmuşlardır. Şebinkarahisar 1473'te Osmanlı topraklarına katılmış, XVI. ve XVII.yüzyıllarda Celalî İsyanlarından etkilenmiştir.

XIX.yüzyılın ortalarına kadar Trabzon eyaletinin Karahisar-Şarkî sancağının sınırları içerisinde kalmıştır.

I.Dünya Savaşı'ndan sonra Şebinkarahisar'lılar Kurtuluş Savaşı'na katılmıştır. 1919 yılında Erzurum'da toplanan kongreye Şebinkarahisar'ı temsilen Dr. Cemil Şencan delege olarak katılmıştır. 1920 yılında ilçede Anadolu Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Şurası kurulmuştur.

ESERLER

Şebinkarahisar Kalesi
Şebinkarahisar İlçe merkezinde bulunan tarihi bir kaledir. Kente hakim bir kayalık üzerinde kurulmuştur. Kuzeydeki iç kale ile Kızlar Kulesi arasındaki geniş alana kurulan kalenin surları sarp kayalıklardan geçirilmiştir. Kaleye kent tarafından sağlam kalmış kesme taş bir kapıyla girilmektedir. Kalenin en sağlam yeri merkezi iç kaledir. Kale içersinde bir çok yapının temelleri mevcuttur, ayrıca çok basamaklı merdivenlerle inilen sarnıçları ve bazı kaya mezarları vardır. Kaleyi çevreleyen sur duvarlarının tamamına yakını yıkıktır. Bazı yerlerde sur duvarı olarak doğal kayalıklar kullanılmıştır. Bölgenin en eski kalelerinden olan Şebinkarahisar Kalesi'nin tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber M.Ö.II. yüzyılda yapıldığı tahmin edilmektedir.

Şebinkarahisar Taşhanlar
Şebinkarahisar İlçe merkezinde Kalenin kuzey eteğinde yer alan tarihi bir yapıdır. Yerli kara taştan iki katlı, kemerli, tipik Osmanlı Taşhanları mimarisinde yapılmış olan bu taşhanlar da günümüze kadar sağlam olarak gelememiştir. Büyük ölçüde tahribata uğramış olan Taşhanların günümüze gelebilen en sağlam tarafı güney tarafıdır. Kuzey cephesi tamamen yıkılmıştır. Girişin iki yanında, iki katlı kemerli mekanlara, tam ortada ise bir avluya yer verilmiştir. Kuzey cephesinde dışarıya dönük beş adet kemerli dükkan kısımları da mevcuttur ki buralar da büyük ölçüde tahrip olmuştur.
Şebinkarahisar Licese Kilisesi
Şebinkarahisar İlçesi, Asarcık mevkii, Licese Köyünde bulunan kilisenin 18. yüzyılın ortalarında yapıldığı tahmin edilmektedir. Kesme taştan yapılmış, merkezi tek kubbeli, haç planlı, üç apsisli bir kilisedir. Ortodoks Kilisesi olarak kullanılmış olan binanın, başında anıtsal bir giriş kapısı mevcuttur. Ayrıca kuzey tarafında bir tali kapısı vardır. İçerde mekan dört adet yuvarlak taş sütün ve iki adet paye taşımaktadır. Ana kapıdan içeri girdikten sonra hemen sağdan ve soldan merdivenlerle ikinci kata çıkılmaktadır. Binanın dışında kuzey batı köşesinde binaya bitişik küçük bir çan kulesine yer verilmiştir. Binanın üzeri orjinalde alaturka kiremitle kaplı iken sonradan çinko saçla kaplanmıştır. Binanın kuzey ve güney cephelerinde üçer adet dikdörtgen pencereye, girişin sağında ve solunda birer , apsislerde ise küçük birer dikdörtgen pencereye yer verilmiştir. Çatının tam ortasında bir kubbe diğer yerlerde ise kırma çatı kullanılmıştır.

Şebinkarahisar Meryemana Manastırı
Şebinkarahisar İlçesi, Kayadibi Köyünde bulunan manastır Bizans dönemine aittir. Sarp bir kayalığın tam ortasında büyükçe bir oyuk içerisine yapılmasıyla Trabzon Sumela Manastırı anımsatan yapının buradan etkilenerek inşa edildiği tahmin edilmektedir. Bir çok yapı kompleksinin bir arada bulunduğu manastırda yer yer düzgün kesme taş kullanılsa da aslında yapı düzgün olmayan yerli moloz taşlardan inşa edilmiştir. Yatakhane, dersane , kilise, yemekhane, çeşme ve diğer yapı komplekslerinin birarada olduğu manastır, büyük ölçüde tahrip olmuş durumdadır.Manastır dibine kadar çıktığı belli olan yol, yer yer görülsede aşağı yukarı tamamı, kayan kum ve taşlar arasında kaybolmuş durumdadır. Manastıra bugün için çıkmak oldukça güçtür.

Şebinkarahisar Behremşah Camii
Şebinkarahisar İlçesi, Avutmuş Mahallesinde bulunan cami, bölgedeki en eski camilerden biri olup, 12. yüzyılda Muzafferüddin Behramşah tarafından yaptırılmıştır.Tamamen kesme taştan yapılan cami, kare planlıdır. Kot farkından dolayı yolun altında gibi görünen cami merkezi tek kubbelidir. Önünde üzeri küçük kubbelerle örtülü üç gözlü son cemaat yeri mevcuttur. Bu cemaat yerini kuzeyde iki yuvarlak taş sütun taşımaktadır. Camiye yola çok basamaklı bir taş merdivenle inilmektedir. Son cemaat yerinin hemen solunda, güneydoğu köşesinde tek şerefeli fazla yüksek olmayan kesme taştan yapılmış bir minaresi mevcuttur.Caminin girişi kemerli anıtsal bir kapı şeklindedir. Caminin içi ise oldukça sadedir. Üzeri kubbeli ve kurşunla kaplıdır.

Şebinkarahisar Fatih Camii
Şebinkarahisar İlçe merkezinde bulunan camii, Osmanlı dönemine ait olup, 1988 yılında restore edilmiştir. Tamamen kesme taştan yapılmış bir camidir. Caminin giriş kısmı olan kuzey cephesinde iki tane son cemaat yeri mevcuttur. Birinci son cemaat yerinin üzeri iki, ikinci son cemaat yerinin üzeri üç küçük kubbeyle örtülüdür. Giriş kısmı üç büyük kemere ayrılıp aydınlık sağlamak için yapılmıştır. Giriş kısmının sağında kare planlı kaide üzerinde önce konik sonra çok köşeli bir gövdeye sahip tek şerefeli minareye yer verilmiştir. Caminin ana mekanı içerden dört adet büyük taş sütunlarla taşınmaktadır. Binanın çatısı ise içerden düz görünmesine rağmen dışardan kubbeli olarak yapılmıştır.

Şebinkarahisar Atatürk Evi Müzesi
Giresun İli, Şebinkarahisar İlçe merkezinde bulunan 12 Eylül 1924 tarihinde Atatürk'ün Şebinkarahisar'a gelişinde kaldığı ev olarak kullanılan Atatürk Evi Müzesi, İlçenin tam merkezinde ahşaptan yapılmış iki katlı sade bir binadır. Yapım tarihi kesin olarak bilinmemekle beraber 19. Y.Y. sonunda veya 20. Y.Y. hemen başında yapıldığı tahmin edilmektedir . Önü çıkmalı üçgen alınlıklı, ahşap sütunların taşıdığı, 10 adet taş basamaklı merdivenlerin bulunduğu ana giriş kısmı mevcuttur. İkinci kata iki kanatlı ahşap bir kapı ile girilmektedir. Asıl müze olarak kullanılan kat burası ve hemen üzerinde yarım kat halindeki ön cepheden görünmeyen çatı katıdır. Bu çatı katına da ikinci kattan dönerli ahşap bir merdivenle çıkılmaktadır. Mülkiyeti Hazineye ait bu yapının 1986 yılında Kültür Bakanlığına olan tahsisi kaldırılmış, Şebinkarahisar Belediyesine tahsis edilmiştir. Halen Şebinkarahisar Belediyesine ait olan Atatürk Evi Müzesinde, Atatürk'ün kaldığı esnada kullandığı bazı eşyalar ve yöresel etnoğrafik bazı eserler sergilenmektedir.Teknik ve uzman elemanı olmayan müze, haftanın her günü belediyece görevlendirilmiş memurlarca açık tutulmaya çalışılmaktadır

EFSANE

Hüseyin Hüsnü Durukan, savaş anılarını şöyle anlatıyor

Bu bildiride, önce, Şebinkarahisar'ın Osmanlılar tarafından fethinden Cumhuriyet'e intikaline kadar olan dönemde idari yapısına dair bilgiler verilecek. Ardından, bütün Osmanlı dönemi boyunca, yaklaşık 400 yıldır, bulunduğu bölgenin idari merkezi olan Şebinkarahisar'ın bu konumunun coğrafi, idari, sosyal ve ekonomik dayanakları incelenecektir. Burada verilecek olan tarihi arka planın, Şebinkarahisar'ın idari merkez olma özelliğini yitirerek, bağlı bir ilçe konumuna geldiği günümüzde, konu ile ilgilenenleri ve karar verme konumunda olan yetkilileri bilgilendirmesi en büyük temennimizdir.

Karahisar-ı Şarki, bugünkü adıyla Şebinkarahisar, 16. yüzyılda, kendi adıyla anılan Karahisar-ı Şarki Sancağı'nın merkez kazasını teşkil etmekteydi. Sancağın kapladığı alan, günümüzde Giresun, Gümüşhane ve Sivas illerinde yer alan ilçelere tekabül ediyordu: Giresun ilinden Alucara, Şebinkarahisar ve Çamoluk; Gümüşhane ilinden Şiran ve Sivas ilinden Koyluhisar, Ortakent, Suşehri, Akıncılar, Gökçekent ve Gölova, Karahisar-ı Şarki sancağına dahil edilmişti. Coğrafi yönden de bir bütün, bir ünite teşkil eden bölge, idari bütünlüğünü, imparatorluk çapında yeniden düzenlemelerin yapıldığı 19. yüzyıla kadar korumuştu.

Osmanlı idaresine geçtiği ilk dönemden itibaren 16. yüzyılın sonuna kadar olan dönemde bölgede yapılan düzenlemeleri, ilgili dönemden kalan ve vergi toplamak amacıyla derlenen tahrir defterlerinden öğreniyoruz. Bölgeye ait 1485 tarihli ilk tahrir defterinden aldığımız bilgilere göre, fethedildiğinde bir kale ve etrafındaki köylerden ibaret olan Karahisar'a bu dönemde civarda bulunan 14 nahiye bağlanmış, bölgenin batısında yer alan Koyluhisar'a ise civarında bulunan 6 nahiye bağlanmıştır. Yine aynı defterden aldığımız bilgilere göre, Karahisar ve Koyluhisar, birbirinden bağımsız olarak, Rum Eyaletine bağlanmıştı. Takip eden 1520 tarihili defterde, bölgede klasik Osmanlı idare düzeni olan kaza sisteminin kurulduğu görülmektedir. Bu dönemde bölge Rum Eyaleti'ne bağlıdır. Kanuni döneminin ilk yıllarında bölgenin idari yapısının tamamıyla oturduğu ve Koyluhisar kazasının da alt birim olarak Karahisar'a bağlandığı ve bütün bölgenin, yeni oluşturulan Erzurum Eyaleti'e bağlandığı görülmektedir. 1547 tarihli tahrir defterinde çok net düzenlenmiş, hiyerarşik bir idari yapı gözlemlenmektedir.

Tanzimat sonrasında imparatorluk çapında girişilen yeniden yapılanma sürecinde, 1846-47 yıllarına rastlayan dönemde, bölgede girişilen düzenlemeler neticesinde, Karahisar-ı Şarki müstakil bir sancak olarak Trabzon Eyaleti'ne bağlandı. Bu yeni düzenleme sonucunda, Koyluhisar ve Suşehri, dahil olmak üzere Karahisar'a bağlı 10 nahiye bulunmaktaydı. Yüzyılın ikinci yarısında, 1866'da Erzurum Eyaletine, kısa bir süre sonra da, 1869 tarihinde Sivas Eyaleti'ne bağlandı. Bu son düzenlemeye göre Karahisar-ı Şarki Sancağı, Merkez, Hamidiye, Koyluhisar Alucara ve Suşehri kazalarından oluşuyordu. Bu kazalara ilaveten, Giresun kazası da 1875 tarihinde Karahisar-ı Şarki Sancağı'na bağlandı. Ancak, dört yıl sonra, 1879 tarihinde, tekrar Trabzon merkez sancağına bağlandı. Sivas Vilayeti'ne bağlı olan Karahisar-ı Şarki Sancağı, 1923 yılında müstakil bir vilayet haline getirildi. Vilayet statüsü 1933 yılına kadar devam etti. Bu tarihte, Mesudiye, Alucara, Koyluhisar ve Suşehri kazalarından oluşuyordu. 1933 yılında yapılan düzenleme ile Karahisar Giresun iline, kazaları da civardaki illere bağlandı.

Karahisar'ın Osmanlı dönemi boyunca ve Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar olan yaklaşık 400 yıllık dönemde geçirdiği idari değişmeler incelendiğinde bir nokta ön plana çıkmaktadır; O da, değişen şartlara ve yeniden düzenlemelere rağmen, Karahisar'ın müstakil bir idare merkezi olma özelliğini daima koruduğudur.

Verilen bu ön bilgilerin ardından, Karahisar'ın idare merkezi olması ve bu özelliğini uzun süre devam ettirmesindeki faktörlerin incelenmesine geçilebilir. Yukarıda da belirtildiği gibi, bu faktörler coğrafi, idari, sosyal ve ekonomik yönlerden incelenecektir.

Coğrafi faktörden başlamak gerekirse, Karahisar bölgesi, kuzey, doğu ve güneyden kesintisiz olarak, yüksek Doğu Karadeniz dağları ile çevrilidir. Bu dağlar, bölgenin civar bölgeler ile iletişimine engel teşkil etmektedir. Bu konumu bölgeye coğrafi bir ünite özelliği vermektedir. Bu coğrafi ünitenin merkezinde yer alması ve her yönden yaklaşık eşit mesafede ulaşıla bilinen konumda olması, Karahisar'ın idare merkezi olması için gerekli zemini hazırlamıştır.

Bölgenin kuzey, doğu ve güney yönlerinden iletişime kapalı olması ve yalnızca batı yönünde açık olması nedeniyle, bu yönde yer alan yollar vasıtasıyla bölge Sivas'a oradan da İç Anadolu'ya bağlanmaktadır. Bu durum nedeniyle, Tanzimat döneminde, uzak bir mesafede ve ulaşımı güç konumda olan Trabzon Eyaletine bağlı olması fazla sürmemiştir. Aynı şekilde, daha sonra bağlandığı Erzincan eyaletine bağlılığı da, ulaşım engeli nedeniyle uzun süreli olmamıştır. İletişimin açık olduğu batı kesiminde Sivas'a bağlanması daha makul ve uygulanabilir olmuştur.

Bölgenin günümüzdeki idari konumu ise coğrafi yapıya tamamen aykırıdır. Öncelikle, bölgenin coğrafi bütünlüğü bozulmuştur. Eskiden bir ünite ve müstakil bir birim teşkil eden bölgedeki ilçeler, dağıtılarak, civardaki illere bağlanmıştır. Bu bağlama işi, iletişimdeki doğal engellere rağmen yapılmıştır. Şebinkarahisar ve Alucara'nın kuzey sınırları boyunca bir duvar gibi uzanan ve sadece birkaç noktada geçişe izin veren Giresun Dağları'na rağmen Şebinkarahisar'ın Giresun iline bağlanması bunun en ilginç örneğini teşkil etmektedir. En çok kullanılan Eğribel geçidi ve Şehitler geçidinin kışın 6 ay boyunca kapalı olması, idari bağlantılar yapılırken, coğrafi faktörün beklide hiç dikkate alınmadığını açıkça göstermektedir.

İkinci olarak bahsettiğimiz idari faktör ile bölgenin idaresi dolayısıyla da idari merkez ihtiyacı kastedilmektedir. Bu tür bir ihtiyacı Osmanlılar, bölgenin fethinden sonra hissetmişlerdir. Coğrafi bir bütünlük arz eden bölgenin kendi içerisinde idari düzenlemelerin yapılması gerekmiştir. Ayrıca, bölge, yakınlardaki bir idari birime bağlanamayacak kadar büyüktür. Diğer bir ifadeyle, kendi içerisinde hiyerarşik idari düzenlemelerin yapılmasına izin verecek, müstakil bir üst idari birim teşkil edecek büyüklüktedir. Bu nitelikteki bir bölgede idari merkezin seçimi genellikle coğrafi şartlar, strateji dikkate alınarak yapılmaktadır. Osmanlıların, Karahisar'ı bölgenin idare merkezi olarak seçmeleri büyük ölçüde bu nedenledir. Bölgenin merkezinde yer alması ve kalesinin olması bu seçimi etkilemiş olmalıdır.

Fethedildiğinde bir kale ve civarındaki köylerden meydana gelen Karahisar'ın kısa bir sürede bir şehir haline geldiği gözlenmektedir. Burada bir noktayı belirtmekte fayda görülmektedir. Ortaçağ döneminde şehirler, günümüzdekilerin aksine, öncelikli olarak idari görevler yüklenmektedir. Bu, neredeyse onların varlıklarının nedenidir. İdari konumu nedeniyle şehirler yükselmiş veya gerilemiştir. Şehirlerin gelişmesinde ticaretin etkili olması ancak 17. yüzyıldan sonra rastlanan bir gelişmedir. İlk dönemde bölgenin devletin ihtiyaçları çizgisinde ve güvenlik öncelikli olarak düzenlendiği, civar bölgelerin fethi ile hinterlant haline gelen bölgede daha sonra idari düzenlemelerin yapıldığı görülmektedir. Bu Osmanlı idare sisteminde, bölgeye bir kadı ve sancakbeyinin tayin edilmesi ve asayiş ve güvenliği sağlayacak diğer görevlilerin yerleşmesi anlamına gelmektedir. Belirtilen görevliler sancak merkezinde yani Karahisar'da ikamet etmektedir. Tanzimat döneminde ve sonrasında yapılan düzenlemelerle, idari ve askeri kadrolarda değişmeler olmuş fakat bu kadroların hepsi de Karahisar'da yerleşmişlerdir. Bölgenin idaresi ve güvenliğin sağlanması gibi fonksiyonlar yüklenmesi nedeniyle Karahisar ilk dönemde idari-askeri şehir konumundadır. Diğer fonksiyonlarının yanı sıra, bu fonksiyonunun incelenilen dönem boyunca sürekli olduğu görülmektedir.

Şehir toplumlarının kırsal kesimden farklılaşan hatta tezat teşkil eden en önemli yönlerinden biri sosyal konumlarıdır. Şehirlerin büyüklüğü, nüfus yoğunluğu heterojen yapıya sahip olmaları ve ziraat dışı alanlarla uğraşan nüfusu barındırmaları bunların başında gelmektedir. Yine, kırdan farklı olarak, iyi tanımlanmış sınıf yapısı, yaş, cinsiyet ve mesleğe göre belirlenen iş bölümü, şehirlerdeki nüfusun başlıca özelliklerindendir. Şehirlerin tanımlanmasında kullanılan bu kriterlerin hemen hiç birinin, Karahisar'ın Osmanlı topraklarına katıldığı ilk dönemde mevcut olmadığını görüyoruz. Ancak, devletin takip ettiği şehirleşme politikaları sayesinde Karahisar, belirtilen bu kriterlerin tamamına sahip, küçük ölçekli bir Anadolu şehri haline gelmiştir.

İlk dönemde bölgenin Akkoyunlularla problemli sınırda olması nedeniyle bölgenin nüfusu oldukça hareketlidir. Zaman içerisinde bu nüfusun yerleştiğini ve pek çok boş ve harap yerleşim biriminin dolduğunu görüyoruz. İlk dönemde Karahisar'ın merkezinde 315 Müslüman ve 760 Gayrimüslim bulunmaktadır. Bu heterojen yapıda iki cemaat, Müslim ve gayrimüslim birlikte yaşamaktadır ve toplam 1075'e varan nüfusuyla Karahisar bölgedeki en büyük yerleşim birimi olmaktadır. Kasabada, kadı, zaim, serasker, dizdar, kethüda gibi idari askeri şahıslardan meydana gelen bir idari çekirdek kadro bulunmaktadır. Dini ve eğitimle ilgili görevlilerin eklenmesiyle genişleyen bu elit kadro Karahisar kasabasında ikamet etmekte ve ona şehir niteliğini kazandırmaktadır. Bu kadro kale ve civarına yerleşmiştir. Normal reaya dediğimiz geri kalan halk ise, bunların etrafında yaşamaktadır. Şehir halkı arasında, ticaretle uğraşanlar olduğu gibi, mum yapımı, kumaş boyacılığı gibi işlerle uğraşan mesleki profesyoneller bulunmaktadır. Bu dönemde merkezde yaşamakta olan nüfus değerlendirildiğinde, Karahisar kasabasının ileride tam teşkilatlı bir şehre dönüşmesi için gerekli olan sosyal altyapıya sahip olduğu görülmektedir. Öyle ki, tahrir defterlerinin kapladığı dönemin sonunda 1569 tarihinde, Müslim ve gayrimüslim nüfus yaklaşık eşitlenerek sırasıyla 1170 ve 1970'e yükselmiş, iş bölümü artarken mesleki profesyoneller çoğalmıştır. 1914'de yapılan nüfus sayımında bu heterojen yapının devam ettiği ve yönetim kadroları ile birlikte ticaret ve zanaatla uğraşan çok sayıda şahsın bulunduğu görülmektedir.

Yukarıda da belirtildiği gibi, Ortaçağ şehirlerinin gelişmesinde siyasi iktidarların ticaretten daha etkili olduğu, ticaretin, siyasi sistemi idame ettirmek için gerekli olduğu fakat hayati öneme sahip olmadığı araştırmacılar tarafından öne sürülmektedir. İlgili dönemde yalnızca ticaret yoluyla gelişen şehir örneklerinin olmaması bu görüş sahiplerinin dayanak noktasını oluşturmakta ve ileri düzeyde ticari gelişmenin, ancak, iyi kurulmuş ve iyi işleyen devlet düzeni sayesinde gerçekleşebileceği düşünülmektedir. Bu görüş doğrultusunda düşünüldüğünde, Karahisar'ın ekonomik yönden gelişmesi için gerekli idari yapılanmaya sahip olduğu görülmektedir. Diğer bir ifadeyle, kasabanın gelişmesinde uyarıcı teşvik, edici rol oynayacak devlet temsilcileri halihazırda oradadır.

Karahisar bölgesinin civar bölgelere kapalı, coğrafi bir ünite teşkil ettiğine önceden değinilmişti. Bu konumuyla bağlantılı ve bölgenin ekonomisi ile ilgili olarak bir noktayı belirtmek gerekiyor. Tabiatın koyduğu engeller bölgeyi kapalı bir ünite haline getirmekte ve büyük ölçüde kendine yeterli olma durumunda bırakmaktadır. Bölgenin merkezi olan Karahisar ise, ekonomik yönden beslenebileceği oldukça geniş bir hinterlanta sahip olmakta, ticaret ve imalat faaliyetleri ve eğitim ve adalet gibi çeşitli hizmetlerin sunulması konularında hinterlantın taleplerini karşılayacak tek merkez konumunda bulunmaktadır. Bölgede geniş çaplı bir uluslar arası ve bölgelerarası ticaretten söz etmenin mümkün olmadığını, mevcut ticaretin çoğunlukla bölge dahilinde gerçekleştiğini belirtmek gerekir. Amasya ve Tokat'tan gelen uluslar arası ticaret yolunun Koyluhisar ve Karahisar'dan geçerek Erzurum'a ulaştığı bilinmektedir. Ancak, bu yolun öneminin 16. yüzyılda azalması, Karahisar'ı, daha ileri düzeyde gelişmesi için gerekli bir dinamikten mahrum bırakmıştır

Giresun ve Karahisar arasında faal bir ticaret yolunun varlığı, alınan vergilerden görülmektedir. Ancak, verginin miktarının düşük olması, bu yolun ticaretten başka amaçlarla kullanıldığını akla getirmektedir. Bu yolun şap madeninin kara yoluyla taşınarak kıyıya, Giresun'a ulaştırılması için kullanıldığı tahmin edilebilir. Şap madeninin ihracı bölgelerarası ticarete girmektedir. Ancak, devlet tarafından işletilmesi, gelirlerinin tamamının da devlete ait olması nedeniyle, bölge ticaretine katkısı bulunmamaktadır. Şap madeninin eskiçağlardan beri bölgede çıkarıldığını ve Avrupa'ya ihraç edildiğini belirtmek gerekir. Osmanlıların bölgeyi almalarının ardından, Avrupa'ya yapılan şap ihracı durmuş, üretim iç pazarlara yönelmiştir. Ticari faaliyetler, bölgesel pazarın kurulduğu Karahisar'da gerçekleşmektedir. Bölge dahilinde hububat başta olmak üzere çeşitli kumaşlar, boyalar, mum vs nin ticareti yapılmaktadır.

İmalat faaliyetleri arasında kumaş boyacılığı, mum ve üzümden yapılan içeceklerin imalatı ön planda gelmektedir. Şehir yapısında olmasına rağmen, Karahisar halkının önemli sayılacak ölçüde zirai faaliyetlerle ilgilendiği görülmektedir. Buğday ve arpa üretiminin yanı sıra, şehrin civarındaki bağlar, zirai üretimin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bahsedilen faaliyetlerin şehrin ekonomisindeki yeri hesaplandığında, ticari gelirlerin toplam gelirlerin yaklaşık %54'ünü kapladığı, bunu % 29 ile imalat, % 17 ile ziraatın takip ettiği görülmektedir. 16. yy. başındaki bu durum oranları değişmek fakat sırası aynı kalmak kaydıyla devam etmiştir.

Sonuç olarak, 15. yüzyılın sonlarındaki Karahisar kasabası, idari, sosyal ve ekonomik sahalarda uygulanan politikalar ve yapılan düzenlemeler neticesinde, kısa sürede gelişerek 16. yüzyılın ortalarında tam teşkilatlı bir şehre dönüşmüştür. Karahisar'ın şehir özelliği Cumhuriyet döneminde de devam etmiştir. İdari ve askeri fonksiyonlarının yanı sıra, eğitim, dini ve adli hizmetlerin sunulduğu Karahisar şehri, 16. yüzyılın ilk döneminden Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar, bölgenin yegane şehri konumundadır. Başkent İstanbul'dan uzakta bulunan ve civar bölgelerden oldukça tecrit edilmiş konumda olan Karahisar'ın gelişmesindeki asıl itici güç, başlangıçta, devlet tarafından bölgenin idare merkezi olarak seçilmiş olmasıdır. İdari özelliği ile ön plana çıkan Karahisar, sosyal ve ekonomik alanlarda da gelişmeler göstererek, şehir karakteri ile uzun bir dönem boyunca varlığını müstakil olarak devam ettirmiştir. Son dönemde, üst düzeydeki idari fonksiyonunu yitirmiş olmasına rağmen, şehir olma özelliğini yitirmemiştir. Bu özelliğinin daha da gelişerek, Karahisar'a yeniden idari fonksiyonunu kazandırması en büyük temennimizdir.

Doç. Dr. Fatma Acun
Hacettepe Üniversitesi

Mustafa Başbayraktar©2013