ÇANAKKALE İLİNE AİT GENEL BİLGİLER

İlçe Sayısı

Bld. Sayısı

Köy Sayısı

Yüzölçümü

Nüfus

11
34
565
9.737 km²
493.691

Marmara Bölgesi'nin batı kesiminde yer alan Çanakkale'nin Anadolu'daki Biga Yarımadası'nda, Trakya'daki Gelibolu Yarımadası'nda da toprakları bulunmaktadır. Her iki yarımada birbirinden Çanakkale Boğazı ile ayrılır. Çanakkale Boğazı, Ege Denizi ile Marmara Denizi'ni birleştiren doğal bir su yoludur. Uzunluğu 68 km. olan Boğazın en dar yeri Çanakkale ile Kilitbahir arasında 1.250 metre, en geniş yeri ise 8 km.' dir. Boğazın ikili bir akıntı sitemi vardır. Üstten Karadeniz'in az tuzlu ve hafif yüzey sularını Akdeniz'e doğru akıtır. Bu akıntının genişliği kuzey girişinde 20 m. iken, güneyde 10 m. civarındadır. Üst akıntının hızı değişkendir. En yüksek hızı saniyede 150 cm. dir.

Gelibolu Yarımadası'ndaki toprakları kuzeyde Edirne ve Tekirdağ, doğuda yine Tekirdağ, batıda Ege Denizi'nin Saros Körfezi, güneyde de Çanakkale Boğazı ile çevrilidir. Anadolu'daki Biga Yarımadası'nın ise, kuzeyinde Çanakkale Boğazı, kuzeydoğusunda Marmara Denizi, doğusunda Balıkesir, güneyinde Balıkesir ile Ege Denizi'nin Edremit Körfezi, batısında da Ege Denizi bulunmaktadır. Türkiye'nin Ege Denizi'ndeki İmroz (Gökçeada) ve Bozcaada yine Çanakkale'nin sınırları içerisindedir.
Çanakkale, ovalar ve vadilerle bölünmüş, yükseltileri fazla olmayan tepelerden oluşmuş bir coğrafi konuma sahiptir. Biga Yarımadası'ndaki yüzey şekilleri daha dağlık ve yüksektir. Bu yükseklik güneydoğuya doğru daha da yükselir. Belli başlı dağları Gelibolu Yarımadası'nda, Biga çevresinde ve Edremit Körfezi'nin kuzeyinde yer alır. Gelibolu Yarımadası'nın kuzey ve kuzeydoğusunu Koru Dağı ile Tekir Dağı'nın uzantıları engebelendirir. Bu tepeler Çanakkale Boğazı kıyılarından başlayarak yavaş yavaş yükselir ve dik eğilimler halinde Saros Körfezi'ne inerler. Biga yöresinde kuzeydoğu-güneybatı doğrultusunda 500-1000 yüksekliğinde bulunan dağ sıraları güneye doğru yükselir ve Kaz Dağı'nda (1.767 m.) son bulur. Kaz Dağı'nın çevresinde Susuz Tepe (1.507 m.), Gürgen Dağı (1.425 m.), Kalafat tepe (1.417 m.), Eğrimermer Tepe (1.398 m.) ve Teke Kaya Tepe (1.383 m.) bulunmaktadır. Ayrıca bu dağlar birbirlerinden derin vadilerle ayrılmıştır.

Çanakkale'nin kuzey kesimini Marmara Denizi'ne dökülen Kocaçay ile Kocabaş Çayı, güney kesimini de Kaz Dağı'ndan çıkarak Ege Denizi'ne dökülen Eski Menderes Çayı ve Tuzla Çayı sulamaktadır. Bunların dışındaki küçük akarsular bulunmaktadır. Gelibolu Yarımadası'nda yazları kurumakla beraber Tuzla Gölü, Biga Yarımadası'nda da Emir (Ece Gölü) Gölü bulunmaktadır. İlin ovaları daha çok akarsuların ağızlarında ve geniş vadilerde toplanmıştır. Ezine ve Bayramiç ovaları en önemlileri olup, Kavak, Yalova, Kilye, Pirsen, Agonya ve Kumkale ovaları da bulunmaktadır.

Çanakkale zengin bir bitki örtüsü ile ormanlara sahiptir. Karaçam, kızılçam, göknar, kestane, meşe, kayın, bodur ardıç ve adi porsuk gibi ağaçların bulunduğu ormanlık alanlar daha çok Kaz Dağı yöresindedir.
Çanakkale'nin ekonomisi, tarım sanayi, hayvancılık, balıkçılık ve turizme dayalıdır. Bu yönden Türkiye'nin gelişmiş illerinden biri olup, ulaşımının kolaylığından ötürü diğer pazarlara da açılmıştır. Tarım ürünlerinde sanayi bitkileri, sebze meyve, elma, şeftali, domates, üzüm, bezelye, susam, zeytin, buğday, çavdar ve yulaf üretilmektedir. Ayrıca Çanakkale'de bağcılık ve zeytincilik de çok gelişmiştir. Özellikle Bozcaada'daki şaraplık üzümler ilin değişik yerlerindeki sofralık üzümler ve sofra zeytinleri ileri düzeyde olup, diğer illere gönderilmektedir. Hayvancılık bitkisel üretimin yanında ikinci konumda olmasına rağmen, yine de ekonomide etkindir. İlde en çok sığır, koyun, kıl keçisi ve tavuk beslenir. Balıkçılık yönünden de önemli bir merkezdir. Balıkların bir bölümü ildeki konserve tesislerinde işlenirken bir bölümü de tüketilmek üzere İstanbul, İzmir, Ankara başta olmak üzere diğer illere gönderilir. Sanayi yönünden 1973'ten sonra büyük yatırımlar yapılan illerden birisidir. İlde, sebze kurutma, işleme tesisleri, salça fabrikaları, seramik fabrikaları, çimento fabrikaları ve petro kimya ürünlerinin fabrikaları bulunmaktadır. Bunları süt ürünleri, zeytinyağı ve ayçiçeği tesisleri tamamlamaktadır. İlde halı kilim, düz dokumacılık, pişmiş topraktan hediyelik eşya yapımı da yaygındır. Turizm yönünden de başta Troia , Assos gibi antik kentler olmak üzere diğer antik yerleşim alanları önem taşımaktadır. Bunun için de turistik yatırımlara, tesislere önem verilmiş ve her yıl 10-17 Ağustos tarihlerinde de ilde Troia Festivalleri, Anzak günleri, Çanakkale Savaşlarını anma günleri yapılmaktadır. Çanakkale'nin Çan ilçesinde de linyit yatakları bulunmaktadır.

Çanakkale yöresi Antik Çağlarda Troas ismi ile bilinmekte olup, tarihi geçmişi çok eskiye inmektedir. Çanakkale yöresinde Abarnia, Abydos, Agonya, Aianteion, Aleksandreia Troas, Amaxitos, Arisba, Assos (Behramkale), Dardania, Gergis, İmbros (Gökçeada), İonia, Kebrene, Khrysa, Kokylis, Kolonai, Lampanion, Lampsake (Lapseki), Larissa, Neandreia, Orphryneion, Paisos, Parion, Pertoke, Pionia, Polymedion, Priapos, Rhoeteion, Sigeion, Skespis, Tenedos (Bozcaada), Troasia ve Troia antik kentleri bulunmaktadır.

Homeros'un şiirsel bir dille anlattığı İliada Destanında, araştırmacıların dikkatini bu bölge ve özellikle Troia üzerine çekmiştir. XVIII.yüzyılda Fransız gezgini Le Chevallier Troia'yı tanımlamış, ardından yörede ilk araştırmayı XIX.yüzyılın ikinci yarısında Amerikan ve İngiliz konsolosu Frank Calvert yapmıştır. Troia'da araştırma yapan Henrich Schliemann (1822-1890) arkeolog olmamasına karşılık Frank Calvert'e inanmış, Homeros'un İliada'sında gerçek payı olduğunu düşünmüştür. Bu nedenle 1871-1873, 1878-1879 ve 1822 yıllarında çalışmalar yapmıştır. Höyüğün yarısının mal sahibi olan F.Calvert de ona kazması için izin vermişti. Schliemann, sistemsiz biçimde kazmaya başlamış,10 m. derinlikte açtığı bir çukurda İlion'un ikinci yapı katının yangın tabakası ile karşılaşmıştır. Arkeoloji bilgisinden yoksun oluşundan ötürü de yapı katlarını birbirine karıştırarak yok etmiştir. Pişmiş topraktan keramik parçaları, bakır, bronz eşyalar, taş, mermer kalıntıları ile karşılaşmış ise de O, a Kral Priamos'un hazinelerini arıyordu. Bu yüzden de arkeolojik kalıntıları yok etmiş, tabakaları birbirine karıştırmıştır. H.Schliemann 1882'de Wilhelm Dörpfeld (1853-1940) ile birlikte çalışmalarını sürdürmüştür. Bu arada W.Dörpfeld Troia'da dokuz yapı katı bulunduğunu ortaya koymuştur. Onun ortaya koyduğu dokuz yapı katını daha sonra 1932-1938 yıllarında Troia'yı kazan Carl W.Blegen de doğrulamıştır. Amerikan kazı grubunun başında bulunan C.W.Blegen bu yapı katlarının yanı sıra ayrıca otuza yakın yerleşmeyi de tespit etmiştir.
H.Schliemann'ın ölümü üzerine eşi Sophia 1890 da kazıların giderini karşıladı ve çalışmalar Alman bilim adamlarınca yürütüldü. Bunların başında Mimar Wilhelm Dörpfeld bulunuyordu. Böylece H.Schliemann'ın bulduğu Troia,J.G.von Hahn.C.W.Blegen ve özellikle W.Dörpfeld'in çalışmalarıyla bilimselleşmiştir. II. Dünya Savaşı sonrasında kazıyı yine Almanlar yürüttü.1988'den bu yana Tübingen Üniversitesi öğretim üyesi Prof.Dr.Manfred Korfman Troia'da çalışmalarını sürdürmektedir.

Troia üst üste farklı kültür tabakalarından oluşmuş,arkeolojik yönden zengin bir höyük olmasına karşılık coğrafi yönden de önemli bir konuma sahipti. Burası 3 000 yıl boyunca peş peşe yerleşimlere sahne olmuştur. Troia katları Erken Tunç Çağı özelliklerini taşımaktadır. Büyük İskender'in (M.Ö.324) Anadolu'ya gelişi ile birlikte Troia yöresi yeniden önem kazanmıştır. Onun emri ile generallerinden Antigones ile Lysimakhos kenti yeniden imar ederek yenilediği limanı ile zamanının önemli bir ticaret merkezi yapmıştır.
Romalılar,Tanrıça Aphrodite'in Troia'lı prens Ankhises'in oğlu kahraman Aineias'ın (Latincesi Aeneas) soyundan geldikleri inancını taşıyorlardı. Bu nedenle de Troia'ya büyük önem vermişlerdir. Roma İmparatoru Büyük Konstantinus (M.S.324-337) doğuda kurulan İmparatorluğun başkenti olarak da bir ara burasını düşünmüştür. Julius Caesar (M.Ö.59-44) ile Octavius Augustos (M.Ö.31-M.S.14) kentte yeni bir imar dönemi başlatmışlardır. Athena mabedinin temenos'u genişletilmiş ,ek yapılarla mabedin çevresi sütunlarla çevrilmiştir. Ancak bunlar yapılırken Troia VI ve Troia VII'nin önemli yapıları ile evleri de tahrip edilmiştir. Troia kazıları Athena mabedinin güneydoğusu ile surlar arasında kalan alanda Roma kalıntılarını,kentin güneydoğusunda duvarları ortaya çıkarmıştır. Yine bu devirde tiyatro, bouleterion, nymphaeum, odeon ve anıtsal ana giriş kapısı yapılmıştır.

Roma döneminde Çanakkale, Marcus Antonius ile Augustus'un çatışmaları sırasında büyük zarar görmüş ve kent yakılıp yıkılmıştır. İktidar mücadelesini Augustus kazandıktan sonra kenti yeniden yaptırmıştır. Bölge MS.II.yüzyılda Got akınlarına uğramış, Bizans İmparatorluğu döneminde askeri ve ekonomi yönünden de önem kazanmıştır. Çanakkale yöresi MS.V.yüzyılda Hun ve Slav, VII. Yüzyılda Arap, XI.-XII.yüzyıllarda Peçenek akınlarına uğramıştır. Türkler ilk kez X.yüzyılda burada görülmeye başlamıştır. Çaka Bey 1091'de İzmir ve çevresini, Ege Adalarının bir kısmını ele geçirdikten sonra Gelibolu önlerine kadar gelmiştir. XII.yüzyılda İtalya'daki kent devletleri zaman zaman buraya saldırarak Çanakkale'yi yağmalamıştır. Venedikliler 1204'te burayı ele geçirmişlerse de Bizanslılar 1235'te yöreye yeniden hakim olmuşlardır. XIII.yüzyıl sonlarında Çanakkale Karesi Beyliği'nin topraklarına katılmış, ardından 1345'te Orhan Bey tarafından ele geçirilmiştir. Çanakkale'nin kıyı kesimlerinin ise, Osmanlı topraklarına kesin olarak katılması Sultan I.Murat (Hüdavendigâr) zamanında gerçekleşmiştir. Sultan Yıldırım Beyazıt Çanakkale Boğazı'nda ilk savunma sistemini kurarak Gelibolu Kalesini güçlendirmiş ve ayrıca bir de tersane yaptırmıştır. Fatih Sultan Mehmet buradaki savunma tesislerini güçlendirmek amacıyla Kilitbahir ve Çanakkale'ye iki kale daha yaptırmıştır. XV.-XVIII.yüzyıllarda Çanakkale Boğazı önlerinde, kıyılarında Osmanlılar ile Venedikliler arasında savaşlar olmuş, çoğu kez Çanakkale Boğazı Venedikliler tarafından kuşatılmıştır.

XIX.-XX.yüzyılda Çanakkale Boğazı siyasi, askeri ve ekonomik konumunu korumuştur. Kuzeyden Ege ve Akdeniz'e inmek isteyen Ruslar, Osmanlı Devleti'nin zayıflamasından faydalanan Avrupa ülkeleri Boğazlara çeşitli müdahalelerde bulunmuşlardır. I.Dünya Savaşı'nın en zorlu çarpışmalarının geçtiği Çanakkale Boğazı'nın hukuki statüsü Montreux Sözleşmesi ile 1936 yılında açıklığa kavuşmuştur.

Osmanlı Devleti'ni bölmeye yönelik bir harekât 1904-1911 arasında İngiltere'nin önderliğinde diğer Avrupa devletleri tarafından planlanmıştı. Öncelikle I.Dünya Savaşı'nın başlaması ile birlikte, Ağustos 1914' den itibaren Çanakkale Boğazı giriş ve çıkışları kontrol altına alınmıştı. Osmanlı Devleti ile İtilaf devletleri arasında savaş başlayınca, İngiltere'nin düzenlediği plan uygulanmaya başlanmıştır. İngilizler büyük bir İtilaf donanması ile Çanakkale Boğazı önlerine gelmişler, Kasım-Aralık 1914'te Seddülbahir ve Kumkale tabyalarını top ateşi altına almışlardır. İngiliz Hükümeti ve Deniz Kuvvetleri Bakanı Winston Churchill Çanakkale Boğazı'nın ele geçirilmesi kararını 2.Ocak 1915'te almıştır. Bundan sonra 28 Ocak 1915'te deniz harekâtına kararı alınmış ve 19 Şubat 1915'de Çanakkale savaşları başlamıştır. Savaşa İtilaf Devletleri 12 büyük zırhlı ve diğer gemilerle katılmıştır. İhtilaf Devletleri, büyük gemilerinden iki İngiliz bir Fransız zırhlısı batmış, bir İngiliz, iki Fransız zırhlısı ağır yara almış üç gemi de karaya oturmuştur. Deniz savaşının başarılı olamayacağı ortaya çıkınca bu kez, Gelibolu Yarımadası'na çıkarma yapılmasına karar verilmiştir.Çanakkale tabyaları sürekli bombardımana tabi tutulurken Nusret mayın gemisi de sürekli boğaza mayın dökmüştür. Sonuçta İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı'nı geçemeyeceklerini anlayınca Kanada'dan ve Avustralya'daki sömürgelerden getirdikleri askerleri savaşa sürmüşlerdir. Bunlar arasında savaşçı askerler olarak tanınan "Australia and New Zealand Army Corp.", "ANZAK" lar da bulunuyordu. 25 Nisan 1915 Çanakkale Savaşlarının en kanlı kara savaşı başlamıştır. İngiliz, Fransız ve Anzak kara ve deniz birlikleri, Seddülbahir ile Arıburnu'na, 70.000 bin asker, 109 savaş gemisi, 308 taşıt gemisi desteğinde çıkarma yapmıştır. Aynı anda Fransız birlikleri Kumkale'ye yanıltıcı küçük bir çıkarma yapmışlarsa da orada tutunamamışlardır. Arıburnu'na çıkan ve Conkbayırı'na doğru ilerleyen İngiliz,Fransız, Hint ve Anzak birliklerini, Mustafa Kemal'in komuta ettiği 19. Tümen karşılamıştır. Mayıs, Haziran ve Temmuz ayları boyunca gögüs göğüse çarpışmalar olmuştur. Mustafa Kemal Paşa'nın büyük askeri dehasını ortaya koyduğu bu saldırılar geri püskürtülmüş ve İtilaf devletleri Çanakkale'yi karadan da geçemeyeceklerini anlamış ve 1915'te savaşı sona erdirmişlerdir. 9 Ocak 1916'da son düşman kuvvetleri de çekildi. Savaş boyunca İtilaf Devletlerinden 300.000, Osmanlı Ordusundan da 250.000 asker yaşamını yitirmiştir.


Çanakkale'de günümüze gelebilen eserler arasında, bölgedeki antik kentlerdeki kalıntılar başta gelmektedir. Bunlardan Troia kentininin tabakaları,  Dardanos Tümülüsü, Ayvacık'da Apollon mabedinin kalıntıları, Lampsakos Roma kalıntıları, Assos'taki Mabet ve sur kalıntıları, Çimenlik Kalesi, Kilitbahir Kalesi , Seddülbahir Kalesi, Kumkale, Babakale, Bozcaada Kalesi; Sultan I.Murat'ın Umurbey Hüdavendigâr Camisi, Ezine'de Abdurrahman Camisi, Gelibolu Ulu Camisi,  Lapseki Süleyman Paşa Camisi, Çardak Gazi Yakup Bey Camisi, Saruca Paşa Türbesi, Ahi Yunus Türbesi, Gelibolu'da Bayraklı Baba Türbesi, Bolayır'da Namık Kemal'in mezarı bulunmaktadır. Mevlevi kültüründe önemli bir yeri olan Gelibolu Mevlevihanesi de yakın tarihlerde restore edilmiştir. Ayrıca Çanakkale Şehitleri Anıtı, Hasan Mevsuf Şehitliği, Anadolu Hamidiye Şehitliği, Rumeli Mecidiye Şehitliği, Mehmet Çavuş Anıtı, Zıgın Dere ve Sargı yeri Anıtları, Ezineli Yahya Çavuş Anıtı, İngilizlerin Helles Anıtı, Conkbayırı'nda Anzak Anıtı, Morto Köyü'nde Fransız Anıtı, Avustralyalıların Lone Pine Anıtı bulunmaktadır. Çanakkale ilçelerinde  Çan, Kestanbol, Külçüler, Gölcük, Kırkgeçit, Terzi Alanı kaplıcaları da vardır

Mustafa Başbayraktar©2013